Kategori arşivi Nörolojik Fizik Tedavi

Becker Musküler Distrofi (BMD) Nedir? Belirtiler, Teşhis, Tedavi, Yaşam

Becker Musküler Distrofi’de Öncelikli Etkilenen Kaslar

Becker Musküler Distrofi (yazının devamında BMD diye bahsedilecektir) istemli hareketi sağlayan kasların ilerleyici olarak normal yapılarının bozulmasıyla, fonksiyonlarını yapamayacak hale gelmelerine sebep olan; kasların zamanla kuvvet kaybetmesi ile  karakterize genetik bir kas hastalığıdır. Toplamda 9 çeşit olarak sınıflandırılmış kas distrofisi vardır. BMD bunlardan biridir. Daha önceki yazımızda bu 9 tipten bir diğeri olan duchenne musküler distrofi‘den bahsetmiştik.

Becker Musküler Distrofi Neden Olur?

Distorfin üretiminden sorumlu bir gen vardır. Bu gen mutasyon sebebiyle veya aileden genetik geçişle aktarılabilir. Bu gen X kromozomu üzerinde bulunur. DMD hastalığının geçişi de X kromozomu üzerinden gerçekleşir. Dişi cinsiyette 2 adet X kromozomu olduğu için bir kromozomda distorfin bozuk olsa bile diğer kromozomdan distorfin sentezi sağlanabilir. Erkekte ise bir adet X kromozomu vardır. Bu kromozomda distorfin problemi varsa birey DMD olur. Bu nedenle DMD erkeklerde görülür. Kadınlarda DMD görülme olasılığı 50 milyonda 1’dir.

BMD, DMD ile oldukça benzer semptomlara sahiptir. Fakat BMD’de kaslar DMD’ye oranla daha iyi çalışır. Klinik seyir BMD’de belirgin şekilde daha iyidir.

Distrofin proteini, kas kasılma kuvvetini, kas hücresinin içinden hücre zarına aktarır. Kas hücresinin merkezini çevreye bağladığı için, distrofin proteini aşırı derecede uzundur. Bir uç kasın iç kısmına, diğer uç hücre zarındaki çeşitli proteinlere bağlanmak için özelleşmiştir. Çubuk bölgesi olarak adlandırılan uzun orta bölüm, spektrin tekrarları adı verilen bir dizi tekrar eden birim tarafından alınır. Proteinin ortasındaki tekrarlanan spektrin birimleri, iki ucun birbirine bağlanmasında önemli bir rol oynar, ancak protein normalden daha azı ile yine de mükemmel şekilde çalışabilir. BMD’ye neden olan mutasyonlar bu tekrar sayısını azaltır ve kas zayıflığına neden olur.

DMD hastalığına sahip bireyde distrofin ismi verilen protein yoktur. Distrofin proteini kas hücrelerinin yapısının sağlıklı kalmasını sağlayan çok önemli bir proteindir. BMD’de ise distrofin proteini kısmen fonksiyonel durumdadır. Yani DMD’de distrofin yokken BMD’de distrofin kusurlu olarak mevcuttur.

DMD mutasyonları neredeyse hiç fonksiyonel distrofin üretilememesine neden olurken, BMD’li insanlar kısmen işlevsel olan distrofin üretir. Becker’li kişilerin kaslarının yapısında distorfin proteininin kısalmış bir formu bulunur. DMD’de hiç distorfin olmaması sebebiyle hızlı ve bütünü kapsayan bir dejenarasyon vardır.

Becker Musküler Distrofi (BDM)’de Yaşam Beklentisi

BMD’si olan çoğu kişi geç yetişkinlik döneminin ortasına kadar yaşamını sürdürür. Hastanın kalp problemleri minimum düzeylerde ise veya tıbbi müdahale ile uygun şekilde kontrol edilirlerse normal veya normale yakın bir hayat sürmesi beklenebilir.

Becker Musküler Distrofi (BDM) Belirtileri Nelerdir?

DMD hastalarında semptomlar 3-5 yaş arasında başlar. BMD’nin başlangıcı ise genellikle 10-11 yaşlarında veya ergenlikte olur. İlerleyiş DMD’den daha yavaş ve daha az öngörülebilirdir. Genel etkilenim ilk olarak kalça kaslarını, pelvik bölgeyi, uyluk ve omuzları etkiler. Yürümeyi öğrenmede geç kalma görülebilir. Zamanla kaslarda zayıflık; ayağa kalkma, hızlı yürüme ve merdiven çıkmada zorluk olabilir. Sık sık düşme, ördeğe benzer şekilde yürüyüş, kas ağrıları ve kramplar gözlemlenir. Kaybedilen kasların yerine yağ ve bağ dokusunun oluşmasından kaynaklı olarak bazı kaslarda büyüme görülebilir. Zeka düzeyinde çok nadiren gerilik görülebilir. Hastalar 30’lu yaşlara kadar yürüyebilirler.

Kalp

Distrofin eksikliği kalp kasında kuvvet kaybına sebep olabilir. Kalpte oluşan hasar ileri yaşlarda hayati tehlike oluşturabilir. Kardiyoloji takibi bu nedenle çok önemlidir.

Solunum

Solunumu sağlayan kaslar ve diyafram ilerleyen yaşlarda zayıflık göstermeye başlayabilir. Bu durum hem nefes alışı hem de verişi etkileyebilir.

Kalp ve solunum etkilenimleri, DMD’li bireylere göre daha ileriki yaşlarda belirti gösterir ve daha hafif seyreder.

BMD Teşhisi Nasıl Konur?

Kandaki CK yani kreatin kinaz değerine bakılır. Kas yıkımında CK kana karışır ve kan değerlerinde ölçülür. BMD hastalarında bu değer yüksektir. CK değerine bakılmasının yanında kas biyopsisi yapılarak kas hücreleri incelenir. Kesin teşhis biyopsi ile konur. Hamile iken CK değerlerine bakılabilir.

BMD’nin Tedavisi

Maalesef ki becker musküler distrofi henüz tam olarak tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. BMD’ye dair umut veren ciddi çalışmalar vardır. Gen tedavisi, ekson atlama tedavisi, distorfin üzerine yapılan çalışmalar halen sürmektedir.

Fizik tedavi uygulamaları ve steroidler bireyin fiziksel yeterliliğini sürdürebilmek açısından önemlidir.

Fizik tedavide solunum, kalp kapasitesi, esneklik ve kuvvetlendirme çalışmaları yapılmaktadır. Kas yıkımına bağlı eklem ve kas sertlikleri için germe ve eklem mobilizasyon uygulamaları yapılır. Solunum ve aerobik egzersizleriyle kalp ve akciğer kapasitesi yüksek tutulmaya çalışılır.

Duchenne Musküler Distrofi (DMD, Kas Hastalığı) ve Evde Fizik Tedavi

Duchenne Musküler Distrofi Nedir?

Duchenne Musküler Distrofi (yazının devamında DMD diye bahsedilecektir) kasların ilerleyici olarak normal yapılarının bozulmasıyla, fonksiyonlarını yapamayacak hale gelmelerine sebep olan; kasların zamanla kuvvet kaybetmesi ile karakterize genetik bir kas hastalığıdır. Toplamda 9 çeşit olarak sınıflandırılmış kas distrofisi vardır. DMD bunlardan biridir.

DMD hastalığına sahip bireyde distrofin ismi verilen protein yoktur. Distrofin proteini kas hücrelerinin yapısının sağlıklı kalmasını sağlayan çok önemli bir proteindir.

Duchenne Musküler Distrofi Neden Olur?

Distorfin üretiminden sorumlu bir gen vardır. Bu gen mutasyon sebebiyle veya aileden genetik geçişle aktarılabilir. Bu gen X kromozomu üzerinde bulunur. DMD hastalığının geçişi de X kromozomu üzerinden gerçekleşir. Dişi cinsiyette 2 adet X kromozomu olduğu için bir kromozomda distorfin bozuk olsa bile diğer kromozomdan distorfin sentezi sağlanabilir. Erkekte ise bir adet X kromozomu vardır. Bu kromozomda distorfin problemi varsa birey DMD olur. Bu nedenle DMD erkeklerde görülür. Kadınlarda DMD görülme olasılığı 50 milyonda 1’dir.

DMD Kas Hastalığının Belirtileri

Hastalık kendini genelde 3 – 5 yaşları arasında göstermeye başlar. Erkek çocuklarında görülür. Nadiren kız çocuklarını da etkileyebilir.

Kas zayıflığı ilk olarak kalça, leğen kemiği çevresi ve omuz kaslarında görülür. Daha sonra kollar, bacaklar ve gövdedeki kaslar etkilenir. Erken ergenlik evresinde kalp ve solunum kasları da bu durumdan etkilenmiş olur.

Okul öncesi çağda çocuk beceriksiz görünür ve sık sık düşebilir. Yerden ve oturmadan ayağa kalkmada, merdiven çıkmada ve koşmada zorlanmalar görülebilir. Okul çağına gelindiğinde parmak ucunda yürüme görüebilir, düşmelerdeki sıklık artabilir. Dengesini sağlamaya çalışan çocuk karnı uzamış ve omuzlarını geriye almış bir görüntü çizer.

DMD haslarında dokuma ve diğer duyularda bir kayıp görülmez. İdrar, dışkı ve cinsel kontrol vardır.

Kalp

Distrofin eksikliği kalp kasında kuvvet kaybına sebep olabilir. Kalpte oluşan hasar hayati tehlike oluşturabilir. Çocuk kardiyolojisi takibi bu nedenle çok önemlidir.

Solunum

Solunumu sağlayan kaslar ve diyafram yaklaşık olarak 10 yaşlarında zayıflık göstermeye başlayabilir. Bu durum hem nefes alışı hem de verişi etkiler. Çocuk nefes darlığı şikayetinde bulunmasa da baş ağrısı, uykululuk hali, konsantrasyon problemi, sık kabus görme solunum kaslarının zayıflığının neticesidir.

DMD Teşhisi Nasıl Konur?

Kandaki CK yani kreatin kinaz değerine bakılır. Kas yıkımında CK kana karışır ve kan değerlerinde ölçülür. DMD hastalarında bu değer yüksektir. CK değerine bakılmasının yanında kas biyopsisi yapılarak kas hücreleri incelenir. Kesin teşhis biyopsi ile konur. Hamile iken CK değerlerine bakılabilir.

DMD’nin Tedavisi

Maalesef ki duchenne musküler distrofi henüz tam olarak tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. DMD’ye dair umut veren ciddi çalışmalar vardır. Gen tedavisi, ekson atlama tedavisi, distorfin üzerine yapılan çalışmalar halen sürmektedir.

Fizik tedavi uygulamaları ve steroidler bireyin fiziksel yeterliliğini sürdürebilmek açısından önemlidir.

Fizik tedavide solunum, kalp kapasitesi, esneklik ve kuvvetlendirme çalışmaları yapılmaktadır. Kas yıkımına bağlı eklem ve kas sertlikleri için germe ve eklem mobilizasyon uygulamaları yapılır. Solunum ve aerobik egzersizleriyle kalp ve akciğer kapasitesi yüksek tutulmaya çalışılır.

SMA (Spinal Müsküler Atrofi) ve Evde Fizik Tedavi

SMA Nedir?

Spinal müsküler atrofi (SMA), düşük kas tonusuna (hipotoni) ve ilerleyici kas güçsüzlüğüne ve kaybı neden olan yaygın, genetik bir nöromüsküler hastalıktır. Omurilikte yer alan ve kaslara emir vermekle yükümlü olan bazı hücrelerin bozukluğu sebebi ile ortaya çıkar. Bu hücrelerin görevi beyinden gelen hareket emirlerini kaslara iletmektir. Kaslar hareket emirlerini alamadıklarında çalışamazlar ve zayıflarlar. Yürümek, yemek ve nefes almak dahil tüm motor beceriler bu hastalıktan etkilenebilir. SMA’lı kişilerde omuriliğin büyük motor sinirleri anormaldir. Zira SMN1 geni eksik veya değişiktir.

SMA bebeklerde en çok görülen ölüm nedenlerinden biridir. Doğan her 10.000 bebekten birini etkilemektedir. Birçok insan SMN1 geninin 2 kopyasına sahiptir. Genin 1 hatalı kopyasına ve genin 1 çalışan kopyasına sahip olanlara taşıyıcı denir. Taşıyıcılar SMA’ya sahip değildir, ancak hatalı geni çocuklarına aktarır. SMA’ya neden olan mutasyon gen tanımlandığından ötürü, basit bir kan testi yapılarak kişinin SMA taşıyıcısı olduğu veya olmadığı kolaylıkla anlaşılabilir. Ebeveynlerin herhangi birinde semptomların hiçbiri görülmediği için, SMA’nın öngörülmesini ve önlenebilir tedbirlerin uygulanmasını zorlaştıran şey budur. Çoğu insan SMA’lı bir çocuğu olana kadar taşıyıcı olduklarını bilmemektedir.

Spinal Musküler Atrofi (SMA)’nın genetik geçişi.

Klinik olarak dört farklı tipte ve şiddette SMA hastalığı vardır. Bunlar hareket etme becerilerine, farklı yaşlarda başlamalarına ve fonksiyonlarına göre 4 farklı fenotipte ortaya çıkar.

SMA Tipleri:

SMA Tip I: 6 aydan daha küçük bebeklerde görülür. Hastalığın en ağır tipidir. Bebekler bağımsız bir şekilde duramazlar ve başlarını kontrol edemezler.

SMA Tip II:  7-18 aylık bebeklerde gelişir. Tip I’ den daha az şiddetlidir ve çoğu bebek erişkinliğe kadar yaşar. Bağımsız bir şekilde oturabilirler, başlarını kontrol edebilirler. Ancak tek başlarına yürüyemezler ve yatma pozisyonundan, oturma pozisyonuna gelemezler.

SMA Tip III: 18 aylıktan sonra ortaya çıkar ve çocukları en az şiddette etkileyen tiptir. Çocuklar kendi başlarına ayakta durup, yürüyebilirler. 3 yaşından önce yakalananlara Tip IIIA, 3 yaşından sonra yakalananlara Tip IIIB denir.

SMA Tip IV: Yetişkinlik döneminde ortaya çıkan bu tip, hafif problemlerle seyreder. Çoğunlukla hastaların kollarında ve bacaklarında güçsüzlük ve kas küçülmesi vardır.

Tanı için prenatal tarama veya gen paneli araştırması veya kas biyopsisi ile konulabilir. Erken evrelerde, belirsizlik ve kas zayıflığı gibi semptomlardan ötürü teşhis şüphesi olabilir. Kan testi ile bakılan kreatin kinaz (CK) yüksek seviyelerde olması, kas bozukluğunun göstergesidir.

SMA Etkileri

  • Hipotoni (kas tonunda düşüklük)
  • Anormal refleksler
  • Kas fasikülasyonu (istemsiz kas kasılması)
  • Skolyoz (omurganın eğriliği)
  • Nefes alma ve öksürme zorluğu
  • Yutma zorluğu
  • Solunum yolu enfeksiyonu riskinde artış

 

SMA Hastalarında Evde Fizik Tedavi

Fizyoerapistler, SMA’lı çocukların kas kuvvetini ve hareket kabiliyetlerini mümkün olan en yüksek seviyede çalışmalarına ve geliştirmelerine yardımcı olur. Çocuğun duruşunu, kas gücünü, yürüme, eklem hareketini, solunum fonksiyonunu ve yaşam kalitesini içeren motor aktiviteleri incelemeyi içeren kapsamlı bir değerlendirme yapacaktır. Gereksinimlerinize bağlı olarak tedavisi aşağıdakilere odaklanacaktır:

  • Eklem hareket açıklığının iyileştirilmesi,
  • Yumuşak doku kısalmasını önleme
  • Yatma, oturma ve ayakta durma duruşunun iyileştirilmesi
  • Solunum fonksiyonunu maksimize etmek
  • Kas kaybını geciktirmek için kas gücünü korumak.
  • Yaşam kalitesini arttırmak

SMA’lı çocukların mümkün olan en yüksek düzeyde bağımsız yaşam ve hareketlilik seviyesine ulaşmalarını sağlamak ve komplikasyonların gelişmesini önlemek veya geciktirmek için tedavi önemlidir.

Terapatik Egzersizler ve Kuvvet Eğitimi: Fizyoterapistler, SMA’lı çocukların hareketliliği geliştirmelerine ve sürdürmelerine ve kontraktürlerin ilerlemesini ve solunum yetmezliğini önlemeye veya yavaşlatmaya yardımcı olmak için farklı terapötik egzersizler kullanır. Terapötik egzersizler, belirli çocuk için uygun seviyelerde güçlendirme ve aerobik içerebilir.

Güçlendirme Egzersizleri: Fizyoterapistler, çocuğunuzun kas gücündeki bozulmayı yavaşlatmasına yardımcı olabilir ve çocuğunuzun yürüme kabiliyetini uzatabilir. Fizyoterapistler, SMA’lı çocukları aktif ve hareketli tutmak için güçlendirme egzersizleri tasarlar.

Gelişim Becerilerinin Geliştirilmesi: Fizyoterapistler, çocuğunuzun gelişecek gelişim becerilerini öğrenmesine yardımcı olacak stratejiler geliştirecektir:

  • Baş ve gövde kontrolü
  • Yuvarlanma ve emekleme gibi zemin hareketliliği
  • Ayağa kalkmak gibi pozisyonların değiştirilmesi
  • Oturma, ayakta durma ve yürüme gibi dik pozisyonları ve becerileri öğrenme

Daimi Programlar: Yürüyemeyen çocuklar için ayakta durma programları kas esnekliğini ve uzunluğunu korumak, kontraktürleri önlemek, kas-iskelet gelişimini teşvik etmek ve kemik-mineral yoğunluğu kaybını önlemek için kullanılır. Fizyoterapistler, uygun şekilde evde veya okulda kullanılacak ayakta durma programları tasarlayabilir.

Skolyoz ve İskelet Deformitelerinin Yönetimi: Fizyoterapistler, hareketi iyileştirmek ve her zaman sağlıklı konumlandırmayı sürdürmek için özel programlar tasarlayarak skolyoz ve iskelet deformitelerinin önlenmesine veya azaltılmasına yardımcı olabilir. Gerektiğinde her bir çocuğun güvenliğini ve sağlığını güvence altına almak için tekerlekli sandalye modifikasyonları ve desteklerin kullanılması önerilecektir. Bir çocuk skolyoz veya diğer eklem deformasyonları için ameliyat gerektiriyorsa, yoğun preoperatif ve postoperatif fizik tedavi solunum yolu komplikasyonlarını ve güç veya fonksiyon kaybını önlemeye yardımcı olabilir.

Yardımcı Cihazlar . SMA’lı çocukların birçoğu, hastalığın seyri sırasında ve özellikle de ameliyat sonrasında bir noktada işlevlerini sürdürmelerine yardımcı olmak için adaptif veya yardımcı cihazlar gerektirir. Yardımcı cihaz türleri, çocuğu beslemek veya oynamak için konumlandıranlardan motorlu tekerlekli sandalyelere kadar uzanır.

Evde fizik tedavi ve rehabilitasyon görülmesi SMA’lı bireyler için önemli bir seçenektir. Yutma zorlukları, PEG ile beslenme, akciğer problemlerine yatkınlık, hijyen gibi bir çok etmen sebebi ile evde fizik tedavi görülmesi tedavi opsiyonlarına alınmalıdır. RAM raporuna sahip iseniz raporunuz dahilinde ücretsiz de evde fizik tedavi hizmeti görebilirsiniz.

Her ne kadar sadece İstanbul’da hizmet versek de Türkiye’nin her yerinden bizi arayarak hastanız için bize danışabilirsiniz.

İnme ve Evde Fizik Tedavi

İnme Nedir? İnme Hastalarında Evde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Halk arasında inme olarak bilinen hemipleji, çoğunlukla beyin damar yapılarında tıkanma yahut kanama sebebiyle ani gelişen kalıcı nörolojik hasardır.  İnme sonrası hastanın vücudunun bir bölümünde felç, yürüyememe, kol veya ellerde güçsüzlük ortaya çıkabilir. Çoğunlukla kollar, bacaklara nazaran daha çok etkilenir. Konuşma, anlama bozuklukları, yutma güçlüğü, duyu ve algı problemleri, idrar yapma ile alakalı sorunlar gelişebilir. Kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülmektedir. Hipertansiyon, damar tıkanıklığı ve sertliği, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, kan kolesterolü ve kan yağlarının yüksekliği, sigara ve alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları, obezite ve hareketsiz yaşam, ailede hemipleji olması inme hastalığına neden olan diğer faktörler arasındadır. Kan basıncı yükseldikçe risk artmaktadır.

Erken Dönem:  Tedavi başarısının en yüksek olduğu dönemdir.  Damar tıkanıklığında ilk 8–12 saat çok önemlidir. En etkin tedaviler de ilk üç ve dört buçuk saat arasındadır, bu dönemde uygulanan tedavilerde başarı şansı çok yüksektir.

Subakut Dönem: Yatakta olan ve hareketleri kısıtlanmış olan hastada, tıbbi diğer sorunların ortaya çıktığı dönemdir. Tıbbi destek tedavisi uygulanır.

Kronik Dönem: Bu dönemde hasta yoğun fizik tedavi sürecine alınır. Yeni bir inmeden korunmak için önlemler alınır.

Felç Geçiren Hastalarda Hangi Durumlar Görülür ?

Kas Sertliği: Spastisite istemsiz kas kasılmasıdır. Felç geçiren birçok hastada çoğunlukla kronik dönemde ortaya çıkar.  Spastisite tedavi edilmezse kontraktür dediğimiz kalıcı eklem donması meydana gelebilir.

İnme Tedavisi nedir?

Tedavi, rehabilitasyon ekibi tarafından yapılmalıdır. Bu ekipte; beyin cerrahı, nörolog, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı, fizyoterapistler, rehabilitasyon hemşiresi, ortez ve protez teknisyeni, iş ve uğraşı terapistleri, sosyal danışman ve psikolog bulunur.

Yapılan ilaç tedavisi, beyin kanaması veya tıkanması neticesinde beyin dokusuna verilen hasarı bir an önce en aza indirmek, ilerlemesini önlemek ve beyin işlevlerinin sürdürülmesini sağlamaktır. İlaç tedavisiyle hastanın durumu sabitlendikten sonra, sıra   bu hastaların rehabilitasyon potansiyelini ortaya koymaya gelir. Örneğin hastanın genç oluşu, daha önce beyin hasarı gelişmemiş, algılama ve zihinsel problemleri gelişmemiş, idrar ve gaita problemi olmayan, görme alan bozukluğu olmayan, erken rehabilitasyon programına alınan, aile desteği olan, sosyoekonomik durumu yeterli olan ve kapsamlı bir merkezde tedavi gören hastaların tedavisinde  başarı oranı daha fazladır.  

Rehabilitasyonun amacı; bu kişilerin fiziksel, zihinsel ve toplumsal işlevini en üst düzeye ulaştırmaktır. İlke olarak rehabilitasyon çalışmaları olabildiğince erken başlatılmalı. Hastanın durumu bu süreci değiştirebilir. Rehabilitasyon çalışmalarının geç başlatılması bir takım komplikasyon dediğimiz, bu hastalığın seyrinde görülen ikinci hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Basınç yaraları, derin toplar damarlarda tıkanmalar ve iltihaplar, eklem sertlikleri, kemik erimesi, mesane ve barsak fonksiyon bozuklukları,sayılabilir.  

Rehabilitasyon çalışmaları, geleneksel yöntemler yani çeşitli eklem hareketleri, germe egzersizleri, kasların güçlendirilmesi ve hareketten oluşmaktadır. Bunları sağlamak için de bir takım teknik ve yöntemlerden yararlanılır. Bu tedaviler, lisans mezunu, fakülte eğitimi alan fizyoterapistler tarafından yapılmaktadır.

Ancak hayati tehlikenin atlatılmasının yani hastanın stabil hale gelmesinin ardından karşılaşılan felç durumu hastanın taburcu edilmesiyle birlikte devam edecek bir süreci beraberinde getirmektedir. Bu noktada felç tedavisinde bir yandan tıbbi destek verilirken diğer yandan fizik tedavi ile hasarlı bölgelere tekrar işlev kazandırmaya yönelik uygulamalar hastanın sağlığına tam olarak veya olabildiğince fonksiyonların geri getirileceği zamana kadar devam ettirilmektedir.

Bu bağlamda yeni gelişen evde fizik tedavi hastane ortamından ayrılan hastalar açısından son derece önemli hizmeti sağlamaktadır. Gelişmiş cihazlarında katıldığı bu tedavi şekli son yıllarda gelişen ve hastaya bulunduğu yere tedavi hizmetinin götürülmesi prensibine dayanıyor. Felçli hasta açısından değerlendirildiğinde hastaneye gitmenin özellikle büyük şehirlerde son derece güç olduğu gerçeğinden yola çıkarak geliştirilen evde fizik tedavi hizmetleri uzun sürecek bir tedavi açısından değerlendirildiğinde büyük kolaylık sağlamaktadır. Bu durum aynı zamanda hastanın fizyoterapist tarafından çok daha sağlıklı bir şekilde takip edilmesini ve belirli günlerde aksama olmadan bizzat felçli hastaya ulaşmasını sağlaması bakımından önemli avantajlar içeriyor.

İnme Tedavisinin Gidişatı nedir?

Tüm nörolojik yetersizlikler 3 aya kadar düzelebilir ve gelişme 1 yıl sürebilir. İstatistiksel açıdan bakıldığında ortalamada kolda %52, bacakta ise %89 iyileşme görülür. İyi bir rehabilitasyon programıyla bu hastaların %20 – 30’u normal seviyeye ve %75’i ise yürüme fonksiyonlarını yerine getirebilir hale gelir. 

Bu bilimsel istatistiğin hastanızla uyuşmak zorunda olmadığını ayrıca hatırlatırız. Bu bilgi ortalama bilimsel veridir. Genel anlamda kamuda uygulanan, yaygın, geleneksel tedaviler istatistiğin genelini kapsamaktadır. Güncel tedavi yaklaşımları, bütüncül ve hasta odaklı bir yaklaşımla daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir

İnmenin Evde Fizik Tedavisi

Neden Evde Fizik Tedavi?
Hastanızın başlangıç aşamasında transfer problemi olacaktır. Ağır vakalarda transfer problemi hem hastanın hem hasta yakınlarının motivasyonunu ciddi anlamda etkiliyor, tedaviyi zorlaştırıyor. Eve fizyoterapist çağırarak hastaneye gitmek zorunda kalmadan tedavinizi evinizde sürdürebilirsiniz.

Zamandan ve Paradan Tasarruf
Sanılanın aksine evde fizik tedavi görülmesi daha tasarrufludur. Bir çok fizik tedavi merkezinin aldığı ücretlerden daha uygun ücretlere eve fizyoterapist çağırabilirsiniz. Yol, ulaşım, tranfer gibi olumsuzluklarla uğraşmadan tedavi evinizde, belirlenen saatlerde uygulanır.

Spinal Bifida ve Fizik Tedavi

Açık yahut ayrık omurga da denilen bu hastalık, doğumdan önce bebeğin omuriliğinin gelişiminden kaynaklı bir doğum kusurudur. Omurilik sinirlerden oluşan kapalı bir tüptür. Spinal bifida sahibi hastalarda omuriliği koruyan omurga kemikleri gereken şekilde oluşmaz. Böylelikle omuriliği örten omurga ve deri de kapanmaz. Spina bifida omurga boyunca herhangi bir yerde olabilir ve genellikle omurilik ve çevresindeki sinirlere zarar verir. Doğum kusuru hem fiziksel, hem zihinsel engellere sebep olabilir. Hastalığın derecesi omurgadaki açıklığın büyüklüğüne, yerine ve omurilik ile sinirlerin etkilenme derecesine bağlıdır.

  • Spina bifida ile doğan bebekler genellikle omurilik ve sinir hasarından kaynaklanan güçsüzlük veya felç nedeniyle bacaklarını hareket ettiremezler.
  • Spina bifida hastalarında en çok görülen komplikasyonlar; bağırsak ve mesane kontrol sorunları, deri problemleri, ortopedik sorunlar, öğrenme güçlükleri, dikkat sorunları ve/veya diğer nörolojik komplikasyonlardır.

Spina bifida genellikle annenin hamileliği sırasında ultrason, amniyosentez veya AFP testi ile teşhis edilir. Tanı genellikle 16 ila 18 haftalık gebeliğe bağlı olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, eğer omurga açıklığı küçük ise, bu durum doğuma kadar teşhis edilemeyebilir.


  • Gizli Spinal Disrafizm (OSD): OSD’si olan bebeklerde sırtta benek ve/veya küçük topaklar halinde saçlar, sırtın alt kısımlarında küçük kırmızı lekeler olabilir. Genellikle omurilik defekti (kusuru) azdır ve semptomlar deriyi ve cildin altındaki dokuları içerir. Bununla beraber, eğer bazı sinirler kusura dahil edilirse, OSD’li çocuklar büyüdükçe ve sinirler gerildikçe problemlere yol açabilir.
  • Spina Bifida Occulta (SBO): SBO’si olan hastalar genellikle “gizli” olarak tabir edilir, zira kusur geriye doğru incelenerek görünmez. SBO’lu hastalarda omurların birkaçında küçük defekti veya boşluğu vardır. Omurilik ve sinirler genellikle sırtta açılma olmaksızın normaldir. SBO sağlıklı insanların yaklaşık %15’inde görülür, ancak genellikle herhangi bir semptoma neden olmaz. Bununla beraber, SBO’lu küçük bir grup insanda, ağrı ve nörolojik semptomlar ortaya çıkabilir. Bir çocuk büyüdükçe, genellikle omurgada takılmamış olan omurilik, tutturma noktasından dolayı büyüme ile çekilir. Bağlı kordon bir beyin cerrahı tarafından muayene gerektiren sinsi bir komplikasyondur.
  • Meningosel: Bu durum, omuriliğin veya meninkslerin koruyucu kaplamalarının, omurganın açık kısmından genellikle sadece beyin-omurilik sıvısı içeren bir kesede çıktığı zaman gelişir. Sinir hasarı yaygın değildir. Küçük engeller mevcut olabilir ve hayatın ilerleyen kısımlarında başka problemler gelişebilir.
  • Myelomeningosel: Bu tip spina bifida’nın en şiddetli formudur. Omurga sinirleri omurganın açıklığı boyunca çıkıntı yapar. Sinir hasarı ve daha şiddetli engeller bu durumda ortaya çıkar. Myelomeningoseli olan çocukların %70 ila %90’ında hidrosefali (beyinde çok fazla sıvı) bulunur ve bu da basınca ve kafanın şişmesine sebep olur. Hidrosefali genellikle fazla sıvıyı boşaltmak için ameliyat gerektirir. Motor kontrol, öğrenme ve hareketlilik ile ilgili sorunlar oluşabilir.

 Spina Bifida ve Evde Fizik Tedavi

Fizyoterapist, spina bifida’ya sahip hastanın iyileşmesinde, bağımsızlığa ulaşmasında ve hastanın kas iskelet sistemi sağlığının korunmasında kilit role sahiptir. Hastanın en iyi kazanımları elde edebilmesi için, rehabilitasyonun çoğunda aktif rolde bulunmaktadır.
3 temel amaç şöyle sıralanabilir;

  • Duyusal (his) ve motor fonksiyonlarınızın (hareket) geri kazanımında performansı maksimuma çıkartmak.
  • İkincil komplikasyonları ve sağlık sorunlarını önlemek. (Kas ve eklem deformiteleri, bası yarası oluşumu gibi durumlardan korumak)
  • Toplumla yeniden bütünleşmenize yardımcı olmak, günlük hayata yeniden katılmak.

Pozisyonlamalar: Hastada bası yaraları oluşmasını engellemek ve kasların esnekliğini korumak amacıyla yapılır. Hastanın fiziksel olarak aktif olmadığı dönemde uygulanır. 

Tilt table: Hastalarda yatmaya bağlı olarak sürecin uzunluğuna göre ortostatik hipotansiyon denen durum gelişebilir. Hastanın pozisyonuna bağlı olarak tansiyonundaki düşmeyi ifade eder. Tilt table denen cihazda hastanın kontrollü bir şekilde dik pozisyona getirilmesiyle bu durum yenilir.

Germe Egzersizleri ve Eklem Mobilizasyonu: Germe egzersizleri kasların esnekiliğini korumak ve geliştirmek için yapılır. Eklem mobilizasyonu ise eklem hareket açıklığının geliştirilmesi, eklemin korunması için yapılır. Hastadaki hareketsizliğe bağlı olarak gelişen durumlar bu yöntemlerle tedavi edilir veya hastanın mevcut durumu korunur.

TENS: Spina bifidası olan hastalarda çeşitli sebeplerden ortaya çıkabilecek ağrıların tedavisinde kullanılır. Transkuteneal elektrik stimilasyonu olarak bilinir.

Elektrik stimülasyonu: Kasların kuvvetlendirilmesinde kullanılır. Doğru akımın seçilmesi tedavinin anlamlı olması açısından önemlidir. Paralize  durumda olan ve olmayan kaslara farklı akımlar uygulanmalıdır. Akım tercihi iyi bir fizyoterapistle çalışıp çalışmadığınıza dair ayırıcı bir nitelik taşır.

Tüm bu yöntemler ile; şekil bozuklukları azaltılır, ayağa basma hissi kuvvetlendirilir, kemiklerin zayıflamasının önüne geçilir, denge artar ve hastada kendine güven hissi gelişir. 

Yatak Yarası ve Bası Yarası Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Yatak yarasının oluşma sebebi, kişinin tek bir pozisyonda uzun bir süre geçirmek zorunda kalmasıdır. Felç, inme, omurilik yaralanmaları, ALS, yaşlılık, koma gibi bir çok durumda sabit pozisyonda uzun süreli yatış yatak yaralarının oluşumuna sebep olmaktadır.

Yatak yarası tabiri daha çok halk arasında kullanılır; bası yarası, basınç ülseri, dekübit ülseri olarak da bilinmektedir. Vücudun herhangi bir bölümünü etkileyebilir. Sürtünme veya baskı yatak yaralarının oluşumuna sebep olabilir. Dirsekler, dizler, topuklar, kuyruk sokumu ve ayak bileği çevresindeki kemik bölgeleri daha hassastır.

Bası yaraları tedavi edilebilen rahatsızlıklardır ancak tedavi çok gecikirse ölümcül komplikasyonlara dahi yol açabilme potansiyeline sahiptirler. ABD’de yoğun bakım servislerindeki yatak yarası yoğunluğunun %17 – 21 arasında olduğu hesaplanmıştır. Bu oran maalesef ki Türkiye’de daha yüksektir.

Yatak yaraları hakkında bilinmesi gereken 5 gerçek

• Hareket etmekte zorlanan bireyler etkilenir.

• Kemik çıkıntılı kısımlar daha yüksek baskıya maruz kaldıkları için daha risklidir.

• Evre evre gelişir. Erken evrede teşhiş tedaviyi kolaylaştırır. Komplikasyon riski azalır.

• Hastaların pozisyonlanması, yatma yönlerinin sık sık değiştirilmesi yatak yaralarını engellemenin en önemli yoludur.

yatak yarası
Yatak yarasını derinliğine göre 4 evrede inceleyen bir görsel.

Yatak yaraları 4 evre olarak değerlendirilebilir:

• Cilt kırmızı görünür ve temasta o bölge sıcak hissedilir. Kaşıntılı olabilir.

• Ağrılı açık bir yara ya da etrafında renksiz bir deri ile bir blister olabilir.

• Derini  altında doku hasarı nedeniyle kraterimsi çukur bir görüntü oluşur.

• Deride ve dokuda ciddi hasar görünür. Enfeksiyon beraberinde olabilir. Kaslar, kemikler ve tendonlar dışardan gözlemlenebilir.

• Yara enfekte haldedir. Alttaki dokular görünür. Enfeksiyon tüm vücuda yayılmıştır.

Yatak Yaralarının Tedavisi Nasıl Olur? Yatak Yaralarına Ne İyi Gelir?

Yara iyileşmesine dair önemli bir bilgi vermek gerekirse, açık bir yaranın büyük bir hızla iyileşemeyeceği gerçeğidir. İyileşme gerçekleştiğinde bile yatak yarasının verdiği hasar nedeniyle doku yükseklik farkları oluşabilir. İleri evre yaralara ameliyat ile müdahale etmek gerekebilir. Düşük evrede tespit edilen bası ülserleri doğru tedavi uygulmasıyla birkaç hafta içinde iyileşir.

Yatak Yarası Tedavisinin Aşamaları

Basıncın kaldırılması ve pozisyonlama: Aynı bölgeye olan sürekli bası zaten ana etkendir. Sabit duruş dolaşımı bozuyor, terleme ve nem ile birleştiğinde cildi kolay yara açılır bir hale getiriyor. Hastaya sıklıkla pozisyon değiştirilir. Köpük ped ve yastıklar yardımıyla yaranının üzerindeki basınç kaldırılır.

Yaranın temizlenmesi: Küçük yaralar yumuşak müdahaleler ile sabun ve su aracılığı ile temizlenebilir. Açık yaralar her sargı değişiminde solüsyon ile temizlenmelidir.

İdrar ve dışkı kontrolünün sağlanması: Yaranın hijyeninin sağlanması açısından elzemdir. İdrar ve dışkı teması ciddi enfeksiyonlara yol açabilir.

Ölü dokunun çıkartılması: İltahaplanmış ve ölü dokunun debritmanı yapılır.

Pansuman: yaranın korunması ve iyileşmenin hızlanması için uygulanır. Ölü dokuları çözer, enfeksiyona karşı koruyucu rol üslenir.

Antibiyotik kullanımı: Yaraya krem yoluyla uygulanabilir aynı zamanda gereksinimde ağız yoluyla da antibiyotik kullanımı gerekebilir.

Erken dönem basit yaralar evde dahi tedavi edilebilirken nispeten şiddetli yaralar için mutlaka bir sağlık profesyöneli ile tedavi edilmelidir.

Omurilik Felci ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyonu

Omurilik, beyin kökünü oluşturan omurilik soğanından başlayan, omurga denilen kemik yapının içinde boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan ve ortasında boydan boya bir kanal içeren merkezi sinir sisteminin bir parçasıdır. Omurilik, beyin ve çevresel sinir sistemi arasındaki bağlantıyı sağlar. Beyin ile vücudun bütün bölümleri arasında çift yönlü mesaj taşıyan bir organdır. Duyu organlarımızla aldığımız bilgileri, kaslarda ve eklemlerde oluşan hareket ihtiyacının yol açtığı uyarıları, komutları beyne ve beyinden gelen uyarıları ve komutları da bu organlara iletir.
Diğer ana işlevlerinden biri ise refleks merkezi olmasıdır. Sürekli yaptığımız hareketlerimiz beynin denetimde gerçekleşir. Bu hareketler iyice öğrenildikten sonra denetimi omurilik alır. Eğer hata yapılırsa, beyin tekrar devreye girer. Örneğin; yürüme, bisiklet sürme, araba sürme, dans etme vb. gibi. Vücut içi olan refleksleri omurilik soğanı kontrol eder. Örneğin yutma, çiğneme, hapşırma ve öksürme gibi. 

Omurilik felci (spinal kord), omurilikte travma, hastalık veya dejenerasyon sonucu oluşan hasardır. Belirtileri yaralanma şiddetine ve omurilikteki yerinin durumuna bağlı olarak değişir. Semptomlar genellikle kolların, bacakların, vücudun motor kontrolünü, duyusal fonksiyonların kısmen yahut tamamen kaybedilmesini içerir. Organlarla beyin arasındaki iletişim, hasar gören bölgeler ve aşağısında kaybedilir. En şiddetli omurilik yaralanması; bağırsak veya mesane kontrolünü, nefes, kalp ritmi ve kan basıncını düzenleyen sistemi etkiler. Çoğu hastada kronik ağrı mevcuttur.

Omurilik Felcinin Nedenleri

Motorlu Taşıt Kazaları: Otomobil ve motosiklet kazakları omurilik yaralanmalarının en çok sebeplerinden biridir. Her yıl yeni omurilik yaralanma vakalarının neredeyse yarısını oluşturmaktadır. 
Düşme: Genel manasıyla düşmeler omurilik yaralanmalarının yüzde 15’inden fazlasına sebep olur. 65 yaşından sonra yaşanan omurilik hasarı çoğunlukla düşmeden kaynaklanır.
Şiddet Eylemleri: Omurilik yaralanmalarının yaklaşık yüzde 12’si fiziksel şiddetten kaynaklanmakta, çoğu kez ateşli silah ve bıçak yaralanmaları içermektedir.
Spor ve Rekreasyon Yaralanmaları: Sığ sularda dalış ve etki sporları gibi aktiviteler, omurilik yaralanmalarının yaklaşık yüzde 10’una sebep olur.

Tümörler: Omurilik bölgesinde oluşan tümörlerin omuriliğe baskı yapması sonucunda omurilik felcine sebep olabilir.
Enfeksiyonları: Omurga veremi, menenjit gibi bazı enfeksiyon hastalıkları omuriliği deforme edebilir.
Yumuşak Doku Hastalıkları: Omurga fıtıkları, omurgayı çevreleyen dokulardaki deformasyonlar ve yumuşak dokularda gelişen hastalıklar da omurilik felci nedeni olabilir.

  • Tetrapleji: Boyundan zedelenen omurilik yaralanmalarına tetrapleji denir. Boynunu, omuzlarını, ellerini ve kollarını yaralanmanın seviyesine göre hissedebilir. Hasta baş, boyun, omuz, kol ve/veya göğüs, mide, kalça, bacaklar ve ayaklarda bir his ve/veya hareket kaybı yaşayabilir. 
  • Parapleji: Boyundan aşağı kısımlarda zedelenen omurilik yaralanmalarına parapleji denir. Bu tür felçlerde genel olarak bacaklar oynatılmaz. Etkilenen bölgeler; göğüs, mide, kalça, bacaklar ve ayaklardır. Fakat omurilik hasarının seviyesine göre iki çeşittedir. 

    – High Parapleji: Sırtın üst kısmında meydana gelen omurilik zedelenmesiyle, gövde hareketlerinde kısmi, bacak hareketlerinde ise tamamen kayıp görülebilir. Belden yukarı gövde hissedilse de, karın ve bacaklar hissedilmez. 
    – Low Parapleji: Sırtın alt kısmında meydana gelen omurilik zedelenmesiyle, bacak hareketlerinde kısmen ve/veya tamamen kayıp görülebilir.

Omurilikte meydana gelen zedelenmenin seviyesi ne olursa olsun, hastada bağırsak ve idrar sorunları gelişir. Omurilik zedelenmesi farklı derecelerde olabilir. Dereceler; zedelenme seviyesine, hasara, fiziksel yapıya bağlıdır. Dereceler tetrapleji üzerinden belirlenmiştir.

1. Derece Zedelenmeler: Kişi bir başkasından destek görmeden tek başına hiçbir hareketi gerçekleştiremez.
2. Derece Zedelenmeler: Kişi bir başkasından destek görmeden, dirseklerini dik tutup, ellerinin ve kollarının yardımı ile tek başına oturabilir. Kol hareketlerini yapamadığı için yardımcıya ihtiyacı vardır.
3. Derece Zedelenmeler: Kişi bir başkasından destek ve/veya bir şeyden destek almadan, yalnızca bir kolunu omuz hizasına kadar kaldırabilir. Diğer kolunu kaldıramayabilir. Yardımcıya ihtiyacı vardır. 
4. Derece Zedelenmeler: Kişi bir başkasından ve/veya bir şeyden destek almadan, bir kolunu omuz hizasından yukarı kaldırabilir ve bükebilir. Diğer kolu ile tutunarak destek alabilir. Kollarının desteği olmadan tek başına oturabilir.
5. Derece Zedelenmeler: Kişi hiçbir yerden destek almadan oturabilir. Aynı anda iki kolunu her yöne hareket ettirebilir. 

ASIA Skoru / ASIA Derecelendirmesi Nedir?

ASIA skorlandırılması Amerikan Omurilik Felci Derneği tarafından ortaya çıkartılmıştır. Minimal nörolojik değerlendirme öğelerini içerir. Vücuttaki 10 adet kasın manuel olarak kuvvet değerlendirmesinin yanında 28 adet belirlenmiş duyu bölgesinin sivri ve künt uyarının ayrımını yapıp yapamadığı değerlendirilir. 10 adet kasın 5 tanesi alt uzuvlarda, 5 tanesi üst uzuvlardadır.

Duysal Değerlendirme:

Her duysal seviye 0 ile 2 puan arasında değerlendirmeye alınır.

  • 0 – His yok
  • 1 – His ​​var ama bozulmuş
  • 2 – His ​​normal

Normal duyusu olan bir hastanın bu testte alabileceği maksimum skor 112’dir. Ayrıca anal duyu da kontol edilir. Makattan temas edilerek, his ve makat kasında kasılma olup olmadığına bakılır.

Kas Değerlendirmesi

Kaslar 0 ile 5 puan arasında değerlendirilir. 0 puan hastanın kasındaki tam felci ifade ederken 5 puan kasın tam hareket sağladığını ve tam gücüyle çalıştığını ifade eder. NT ifadesi ise test edilemez (non testable) anlamına gelir. Kasın çeşitli nedenlerden test edilemediği durumalrda kullanılır.

50 puan alt, 50 puan üst totalde 100 puan maksimum elde edilebilir.

ASIA Harfleri

A- Tam: En düşük sakral segmentte motor veya duyusal işlev yok (S4-S5)

B- Tamamlanmamış:Nörolojik seviyenin altında ve S4-S5’te duyusal işlev, nörolojik seviyenin altında hiçbir motor fonksiyonu yoktur.

C- Tamamlanmamış:Motor fonksiyon nörolojik seviyenin altında korunur ve nörolojik seviyenin altındaki anahtar kas gruplarının yarısından fazlası kas derecesinin 3’ten azdır.

D- Tamamlanmamış:Motor fonksiyon nörolojik seviyenin altında korunur ve nörolojik seviyenin altındaki anahtar kas gruplarının en az yarısı kas seviyesi> 3’tür.

E-Normal:Duyu ve motor fonksiyonu normaldir

Omurilik Felci ve Evde Fizik Tedavi

Fizyoterapist, omirilik yaralanmalarında hastanın iyileşmesinde, günlük hayatında bağımsızlığa ulaşmasında ve hastanın kas iskelet sistemi sağlığının korunmasında kilit role sahiptir. Hastanın en iyi kazanımları elde edebilmesi için spinal kord yaralanması rehabilitasyonunun çoğunda aktif rolde bulunmaktadır. 

Omurilik felci rehabilitasyonda 3 temel amaç şöyle sıralanabilir:

  • Duyusal (his) ve motor fonksiyonlarınızın (hareket) geri kazanımında performansınızı maksimuma çıkartmak.
  • İkincil komplikasyonları ve sağlık sorunlarını önlemek. (Kas ve eklem deformiteleri, bası yarası oluşumu gibi durumlardan korumak)
  • Toplumla yeniden bütünleşmenize yardımcı olmak, günlük hayata yeniden katılmak.

Omurilik yaralanması geçirmiş hastaya bir çok fizik tedavi ve rehabilitasyon dahilindeki uygulama bir arada uygulanır. Bu tedavi planının belirlenmesi hastanın fiziksel muayenesiyle beraber beklentiler, yaş, sosyal yaşam, meslek gibi bir çok faktör bir arada değerlendirilerek belirlenir. Bu yüzden spesifik bir tedavi programından bahsetmek doğru olamayacaktır. Genel hatlarıyla bahsedilirse:

Pozisyonlamalar: Hastada bası yaraları oluşmasını engellemek ve kasların esnekliğini korumak amacıyla yapılır. Hastanın fiziksel olarak aktif olmadığı, hastanede yattığı dönemde uygulanır.

Tilt table: Hastalarda yatmaya bağlı olarak sürecin uzunluğuna göre ortostatik hipotansiyon denen durum gelişebilir. Hastanın pozisyonuna bağlı olarak tansiyonundaki düşmeyi ifade eder. Tilt table denen cihazda hastanın kontrollü bir şekilde dik pozisyona getirilmesiyle bu durum yenilir.

Germe Egzersizleri ve Eklem Mobilizasyonu: Germe egzersizleri kasların esnekiliğini korumak ve geliştirmek için yapılır. Eklem mobilizasyonu ise eklem hareket açıklığının geliştirilmesi, eklemin korunması için yapılır. Hastadaki hareketsizliğe bağlı olarak gelişen durumlar bu yöntemlerle tedavi edilir veya hastanın mevcut durumu korunur.

TENS: Omurilik felci geçiren hastlarda çeşitli sebeplerden ortaya çıkabilecek ağrıların tedavisinde kullanılır. Transkuteneal elektrik stimilasyonu olarak bilinir. 

Elektrik stimülasyonu: Kasların kuvvetlendirilmesinde kullanılır. Doğru akımın seçilmesi tedavinin anlamlı olması açısından önemlidir. Paralize  durumda olan ve olmayan kaslara farklı akımlar uygulanmalıdır. Akım tercihi iyi bir fizyoterapistle çalışıp çalışmadığınıza dair ayırıcı bir nitelik taşır.

Bunun yanında hastanın bağımsızlığa ulaşmasını sağlamak amacıyla bir çok egzersiz uygulanır. Egzersizler hastanın durumuna göre belirlenir.

Alzheimer ve Evde Fizik Tedavi

Beynin belli bölgelerinde, bilinmeyen bir neden ile birtakım proteinler birikir. Bu da beyindeki haberleşmeyi sağlayan sinir hücrelerinin hasar görmesine yol açar. Alzheimer hastalığı beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini etkiler ve çeşitli zihinsel ve davranışsal bozuklukları oluşturur. Hastalık sinsi başlar ve yıkım genellikle yavaştır. En sık görülen demans tipidir. Erkeklere nazaran kadınlarda daha sık görülür ve aileden 1. derece akrabalarında bu hastalık olan kişilerde risk 4 kat daha artmaktadır. Günümüzde hastalığın sebebi halen bilinmemekte ve tedavisi bulunmamaktadır. Erken semptomlardan birisi hafıza kaybıdır. Bu hafıza kaybı, geçmiş dönem hafızanın korunduğu, hastalığın sirayeti ile birlikte sıklıkla telaffuz edilmeye başlanan küçük unutkanlıkların başlaması şeklindedir. Hastalığın seyri her hastada farklılık gösterir. Yaşam süresi bakım şartlarına bağlı olarak 25 seneye kadar uzayabilir.

Hastalığı 3 gruba ayırmak mümkündür;

Başlangıç Evresi:  Hasta oryantedir. Kısa bellekte sorunlar görülür, hasta eşyalarını kaybetmeye başlar. Bu evre kolayca farkedilmez, genellikle yorgunluk olarak yorumlanır. Hasta karşılaştığı sorunları reddeder ve kendisine söylenen şeyleri bahane ile geçiştirir. 

Orta Evre:  Hastada oryantasyon bozukluklar kendini gösterir. Ciddi bellek kayıpları, randevuları anımsayamama, uzak aile bireylerini tanıyamama, yeni öğrenilmiş bilgileri akılda tutamama vb. şekillerde semptomlar gösterir. Ancak hastalar yakın zamanı hatırlamamasına rağmen, yıllar öncesini hatırlarlar. Kısa dönem bellek kayıplarının sonuçlarında; hijyen, giyinme, yeme ve konuşma sorunları baş gösterir. Hastalar tanıdık çevrede kaybolmaya başlarlar. Bu belirtiler özellikle gece yaklaştıkça artar ve bu duruma Güneş batışı (sun downing) fenomeni ismi verilmiştir. 

Terminal Evre:  Son evrede hasta tamamen bağımlı hale gelir. Çevreye karşı ilgisiz ve kayıtsızdır. İdrar tutamama, halüsinasyonlar görme, yakın aile bireylerini tanıyamama gibi sorunlar ortaya çıkar. Yemeğini kendisi yiyemez, yedirildiğinde dahi yutmada problemler yaşanabilir. Anlamsız konuşma şekli vardır.

alzheimer ve fizik tedavi
Fizik tedavi ve rehabilitasyon bilimi alzheimer hastalığı açısından oldukça etkilidir.

Alzheimer Hastalarında Evde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon 

Alzheimer hastalarında düzenli egzersiz, kalp damar sisteminde ve bağışıklık sisteminde sistematik çalışma sağlar. Buna ilaveten kas gücünde ve dayanıklılığında da artış sağlamaya hizmet eder. Hangi evrede olursa olsun hastalarda uygulanan egzersiz, düşme ve düşme sonucu oluşabilecek kırıkların da önüne geçer. Düzenli egzersiz programları hastalığa ait bulgulardan bazılarına da yararlıdır. Alzheimer’lı bir hastanın hastalığının durumuna göre fizik tedavi için evden çıkartılması riskli, yorucu ve masraflı olabilir. Ev ortamında uzman fizyoterapist eşliğinde yapılan fizik tedavi ve rehabilitasyon, kas gücü ve dayanıklılığı arttırır, yürüme ve denge sorunlarını çözmede yardımcı olur, hafıza ve sosyal becerileri geliştirir, buna ilaveten düzenli egzersizle hastalığa ait bulgularda zayıflama görülürAlzheimer’ın ilerlemesi yavaşlatılarak hastanın yaşam kalitesi ve bağımsız yaşam süresi yükseltilebilir.  Bu hastalarda fizik tedavi programı, sağlık, bağımsızlık, temel oryantasyon ve güvenlik için uygulanır.

Not: Oryanasyon kelimesi yönlendirme, yön verme, klavuzluk etme, anlamında kullanılaktadır. Oryante olmak tabiri hastanın komut alabilmesini, yönlendirilebilirliğini ifade eder. Hastayı doğru komutlarla yönlendirme ve iletişim kurma hasta için oldukça etkilidir.

Multipl Skleroz (MS) Hastalarında Evde Fizik Tedavi

ms rehabilitasyonu

Türkiyede yaklaşık 40.000 kişide görülen MS, 20-40 yaş arasında başlayan bir hastalıktır. Beyin ve omurilikte, sinyalleri taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hasar görmesi sonucu oluşan bir sinir sistemi hastalığıdır. Sinir sistemi ile organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası üzerindeki tahribatın sonucu olarak gelişir. Miyelin zarar gördüğünde, mesajlar bozuk ve/veya yavaş iletilir yahut hiç iletilmez ve MS belirtileri ortaya çıkar. MS otoimmün bir hastalık olduğundan, hastanın bağışıklık sistemi kendi dokularını yabancı madde olarak algılar ve ona saldırır. 

MS öngörülemez bir hastalıktır. Herhangi bir zamanda yahut sırada rastgele ortaya çıkabilir. Belirtiler birkaç saat, birkaç hafta veya birkaç ay sürebilir. Semptomların net başlangıcı olmayabilir ya da kalıcı olabilir. MS’in nedeni halen belli değildir. 
En erken belirtileri; bir veya birkaç uzuvda uyuşukluk, çift görme ve yorgunluktur. Hastalığın farklı tipleri olduğu için, hasta kendini izleyerek tetikleyicileri gözlemlemelidir. Genel verilen öneri ise sıcak duş, hamam, sauana gibi durumlardan sakınmalarıdır. Zira sıcak, omurilikte lezyonu olan hastalarda sinir iletiminde bozulmayı arttırdığı için hastanın yakınmalarını çoğaltır.

Duyusal Belirtiler: Yüzde, kollarda ya da bacaklarda uyuşma, karıncalanma, keçeleşme, hissizleşme ve ağrı gibi duyusal belirtiler.

Görme Belirtileri: Çift görme, bulanık görme ya da bir gözde, göz siniri iltihabından kaynaklanan geçici görme kaybı gibi sorunlar.

Kuvvetsizlik: Kolda, bacakta kuvvet kaybı, ince hareketlerde beceri kaybı, kronik yorgunluk.

Motor Semptomlar: Spastisite, spazmlar, ataksi, titreme, bozulmuş denge ve bozulmuş yürüyüş, koordinasyon sorunları.

Mesane / Bağırsak Belirtileri: İdrar kaçırma, idrar boşaltma sorunu ve kabızlık. 

Bilişsel Belirtileri: Kısa süreli hafıza açıkları, isimleri unutmak, düşünme sorunları. Dikkat / konsantrasyon azalması. 

Bunlara ilaveten; cinsel işlev bozuklukları, konuşma ve yutmada zorluk, baş ağrısı ve epileptik nöbetler görülebilir. Her hastada semptomların çeşitliliği ve şiddeti farklılık gösterir. 

MS Hastalarında Evde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

MS hastasının aktif ve işlevsel olması adına uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon egzersizleri, hastalığın negatif semptomlarını geciktirmede önemli rol oynar. Bir hastanın performansının yorgunluk, ağrı ve diğer faktörlerle göz önünde bulundurarak; duruş, hareket, ve fonksiyona odaklanan fizyoterapist, analizlerine uygun olarak bireyselleştirilmiş bir program oluşturur. Bu terapilerin esas amacı, hastanın mümkün olduğunca bağımsızlığını yönetme konusunda yardımcı olmaktır. 


Parkinson ve Evde Fizik Tedavi

Parkinson nedir ?

Parkinson hastalığı

İnsan beyninde belli bölgelerde dopamin üreten beyin hücreleri (nöronlar) bulunur. Bu hücreler beynin substabsiya nigra adı verilen belli bir alanında yoğunlaşmış halde bulunurlar.  Dopamin, vücudun hareketlerini kontrol eden ve diğer bölgeler arasında mesajları ileten bir kimyasaldır. Dopamin üreten hücreler kayba uğradığında, yeterli miktarda dopamin üretilemez ve parkinson hastalığının belirtileri ortaya çıkar. Hastalık ortalama 50 yaşından sonra başlar. Semptomlar genellikle yıllar boyunca yavaş yavaş gelişir. Belirtilerin ilerlemesi, hastalığın çeşitliliği sebebiyle kişiden kişiye göre farklıdır. 

Tremor (titreme): Ellerde, kollarda, bacaklarda yahut çenede titreme. Baş parmağın kontrolsüz hareketleri, bazen dudaklarda da titreme görülebilir. Hastalığın bir diğer belirgin özelliği, dinlenme durumunda da el ve/veya ayakta titremenin görülmesidir.

Bradikinezi: Hareketlerde yavaşlama. Yürürken adımlar küçülür, adım atmak zorlaşır. Merdiven çıkmak güçleşir. 

Uzuvlardaki tutulumlar: Kollarda, bacaklarda ve gövdede sertlik. Bu semptom hareket kabiliyetini sınırlar ve hareket sırasında ağrılar oluşmaya başlar. Yürürken kolların sallanmaması, omuz ve kalça ağrıları ve/veya tutulması. 

Bu bulguların yanında, denge sağlama ve motor koordine hareketlerde zorluk, konuşma bozuklukları, el yazısında ani değişimler görülebilir. 

Fizik Tedavi Parkinson’a Nasıl Yardımcı Olur ?

Hastalığın yol açtığı neden henüz bilinmemektedir. Ana amaç hastanın bağımsız, kendi başına işini yapabilen hale gelmesini sağlamaktır. Hastalığı geri döndürmek, ölen beyin hücrelerinin tekrar dopamin üretmesini sağlamak mümkün olmasa dahi, tedavide kullanılan bazı ilaçlar beyin tarafından dopamine dönüştürülebilmektedir. Ancak hastalığın bazı semptomları, özellikle tremor (titreme) ve dengesizlik gibi problemler dopamin içeren ilaçlardan tam fayda görmeyebilir.

Fizik tedavinin amacı, hareket ve fonksiyonu iyileştirerek ve ağrıyı hafifleterek bağımsızlığınızı ve yaşam standartlarınızı arttırmaktır.  Fizyoterapist, kasları güçlendirmek ve gevşetmek için egzersizler uygular.  Fizik tedavi ve rehabilitasyon, denge problemleri, koordinasyon eksikliği, yürüyüş, hareketsizlik ve ağrılı bölgeyi iyileştirmede oldukça etkin bir tedavidir. Tedavide egzersiz ve manuel yöntemlerin yanında sıcak / soğuk uygulamalar, elektroterapi cihazıyla kuvvetlendici, ağrı kesici, kas tonusunu azaltıcı akımlar uygulanarak hastalığın ortaya çıkarttığı etkilerle mücadele edilir.

Parkinson Hastalığında Evde Fizik Tedavi

Evde fizik tedavi görmek isteyen hastalara eve fizyoterapist geldiğinde elektroterapi cihazını yanında getirerek manuel uygulamaların yanında hastanın bu tedaviye evde ulaşmasını sağlar.